Burcu Büyükyıldız - BİR GÜNAH GİBİ

Sanırım… İlk defa nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kitabımı elime aldığım ilk andan beri bu yorumu kafamda tasarlamış ve içten içe hak ettiği gibi güzel bir yorum yapmayı dilemiştim. Şu an ise… İkinci göz ağrımız bitti ve hemen kendimi bunun başında buldum. Kendi kelimelerim yeterince iyi anlatamayacak duygularımı belki ama elimden ne geliyorsa en iyisini yapmaya çalışacağım. Hadi bakalım!



-Genel Yorum- (Spoiler içerir.)
Ela’yla başlıyor ilk bölüm. Kızımızın eksikliğini çektiği ve için için hissetmeyi istediği duygular… ‘’Daha özgür ve değerli olduğundan emin olacağı bir hayata özlem duyduğunu hissediyordu. Hatta bazen bununla da kalmayıp, kendisini kar suyu misali eriyerek içine sızan o düşünceyle çevrili buluyordu. ‘Aşk’ diye fısıldıyordu ruhu sessizce…’’ (syf. 7)

Ela benim için kıymetli. Zorlu bir hayat yaşamış, özellikle de aileden kaynaklı yaralanmış her karakteri bağrıma basarım ben. Ayrı bir severim onları. Ela da onlardan biri. Abileri ve babası, Ela’nın hayatını zehir eden üç temel özne. Kızımızın hırçın, öfkeli ve aynı zamanda fazlasıyla kırılgan olmasının üç sebebi. Kitap boyunca hepsinden nefret ettim. Ela’yı her kırdıklarında ben de kırıldım, her üzdüklerinde üzüldüm. Ve evet, kendi hayatıma bakıp bir kere daha şükrettim. Herkesin kaldırabileceği acılar değil onlar. Ela bunun üstesinden başarıyla, sadece hafif sıyrıklarla geldi. Güçlü ve oldukça özel bir karakter Ela.

Sarp’ımız var bir de… Anlata anlata bitiremediğimiz, dilimizden bir türlü düşmeyen, güzel seven ve sevmesini çok iyi bilen Sarp. Mükemmel insanları içinde barındıran Facebook grubumuzda olanlar bilirler benim asıl kalbimin sahibini. Yorumun ilerisinde kendisinden de bahsedeceğim üzere Sarp’ımın kuzeni Kuzey. Ancak…Kitabın esas oğlanı da başka. ‘’Çılgın, pis zorba, sapık’’ gibi sıfatların üzerine atılmasına rağmen pes etmeyen, sevdiği kadını kaçıran, kendisi teslim olana kadar da ona dokunmayan, dokunmaya, incitmeye kıyamayan bir adamdan bahsediyoruz. Sarp Aras… Yüreği koskocaman bir adam bu. Gözlerim doldu okurken. Nasıl böyle sever bir insan? Uzaktan, dokunmadan, art niyet taşımadan? Yani… Ne diyebilirim bilmiyorum cidden.

'’Ben… Daha önce hiç dokunmadığım bir teni özledim. Duyumsamadığım bir kokuyu… Yalnızca birkaç kez gördüğüm, bir kez sesini duyduğum bir kadından geriye kalanların bu kadar yoğun olması… Kabullenmesi zor olan buydu.’’ (syf. 89) Eveet, o zor kabulleniş yüzünden çok pişman oldu beyefendi. Geç kaldı. ‘’Sen ve benim sana geç kalmışlığım, anlıyor musun?’’ diyerek de pişmanlığını hep dile getirdi. Ailesinin zoruyla para karşılığı evlendirilen ve evlendiği Hasan şerefsizinden -afedersiniz ama bu hafif bile kaldı- şiddet gören bir Ela oldu bu geç kalmışlığın sonucu. Ve bilin bakalım kim kendini suçlu hissedip genç kadının o hallerini gördükçe kahroldu?
Neyse. En sevilesi kuzenlerden biri olan Baran, (Tunçe aşkıma selamlar ♥) onun güçlü bağlantıları ve gizemli kimlik Arhavili sayesinde Ela’nın her şeyi öğreniliyor. Ve kızımızı kaçırıyorlar. Kaçırma değil de… Başındaki belalardan kurtulana kadar alıkoyma diyelim. Çünkü Ela’nın en güvende olduğu yer Sarp’ın yanı başı.

Ela bunu başlarda anlamıyor ve ikili içinde çok zor anlar yaşanıyor. Şiddetli tartışmalar, Ela’nın Sarp’ın kalbini binlerce parçaya ayırdığı ancak sonradan kendisinin de pişman olduğu günler, ikisinin de koyu kırmızı alevlerin esiri olduğu zamanlar… Çok fazla yaşanmışlık.

Ben fark ettim de bu yorum değil tanıtım gibi bir şey oluyor. -,- İkisini bir türlü ayırt edemedim nedense. Kendi amacımı hatırlayıp toparlanayım hemen bari. Amacım yorum, tanıtım değil.

İlk sayfadan beri duyguların hepsini birebir yaşattığını açık yüreklilikle söylüyorum. Hele öyle betimlemeler var ki… Gözlerimin dakikalarca aynı cümlelerde takılı kaldığına yemin edebilirim. Çilek Mevsimi ilk göz ağrımızdı, Yağız ve Mira aşkı da farklı ve özeldi. Ancak Sarp ve Ela… BGG’ deki betimlemeler, anlatış, duygular çok çok daha etkisi içine aldı beni.

Güven… Bir kadının güven sorunu, bunu atlatmasını sağlayan adam ve bu süreçte içindeki duygu patlamaları anca bu kadar güzel anlatılabilirdi. Sarp’a karşı koyuşları, korkmamasına rağmen ondan kaçışı, kalbini hemen teslim edememesi hep bu güvensizlik yüzündendi. Ve öyle güzel sevildi ki Sarp tarafından, zamanla farkında olmadan sonsuz bir güven ve itaat doldu ona karşı.

Şefkat… Birden fazla şefkat türü geçiyor kitapta. Burcu Aras’ın içinde barınan şefkat var mesela. Kelimelere dökmekte zorlandığım bir kadın o. Anneliği o kadar yüce bir görev olarak yerine getiriyor ki kalbime tekrar ve tekrar dokundu. Okumuş olanlar zaten biliyorlar, o şefkat kokan satırların sahibi de biliyor. Her satırı özel onların, her cümlesi farklı. Demir Aras’ın ihtişamlı bedeninde saklanan şefkat de var. Baba şefkati… Pişman bir adam o da, geçmişte çok fazla hata yapmış, incitmiş, yakmış, yıkmış, yok etmiş ve parçalara ayırmış bir adamın pişmanlığı. Ve bunların da getirisi olarak günbegün artan bir şefkat. Burnumu sızlattı onun sözleri, evet. Tombik Prens’e tüm ailece duyulan şefkat var bir de tabii… Bu atlanamaz. Sarp’ın bir telefon konuşmasını unutmam. ‘’Alo? Erim? Oğlum? Sen özledin mi beni?’’(syf. 199) Bakın bunlar normal bir replik olarak görülebilir. Ama bütünden bakılınca değil. Kardeşinin oğlu olur Erim. Ve ona karşı öyle hassa bir sevgi, şefkat, ilgi var ki… Tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Veee, Sarp’ın içinde Ela’ya doğru akan şefkat. Minik bir kız çocuğuna şefkatini verir gibi seviyor onu. İlgi görmememiş benliğini doyurabilmek için her şeyi ama her şeyi yapıyor.

Kıskançlık… Ahahaha. Ela Hanım! Ben böyle kıskanç bir kadın görmedim, duymadım, okumadım. Kendi evladından bile kıskanıyorsun be esmer güzeli, olur mu? İkili içerisinde sürekli olarak gerginlik oluşturan en temel duygulardan biri de bu, evet.

O kadar zorlu zamanlar, aşılan, kat edilen yollar ve tüm engellere rağmen mutluluğu buluyorlar. Ela kalbinin artık ellerinde taşıyamayacağı kadar ağır bir hale geldiğini hissediyor ve Sarp’ın güçlü avuçlarına emanet ediyor. Sarp’ın ailesi tarafından ucu bucağı olmayan bir kabulleniş, ilgi ve sevgiyle sarmalanıp aileye alınıyor. Evleniyorlar ve üç tane minikleri oluyor. Alin, Berin ve Pars… İkiz kızlarımızın doğum ve hastane sahnelerinde ağladığımı saklamama gerek yok. Gözlerimin çeşmeleri fena açıldı sanırım. Harika bir aşk kitabı tarafından büyük bir etkiye girdim. Bu etkiden çıkmak istemiyorum çünkü o kadar hissettim, o kadar kalbime işledim ve sahiplendim ki!

Ah, Burcu ablam ah! Ne diyeyim ben sana? Uzun zamandır senin kalemin sonucu ortaya çıkan sıcacık, sevilesi insanlarla dolu ve ikinci ailem tadındaki gruptayım ben de. Seni çokçokçokçok sevdiğimi biliyorsun diye düşünüyorum. Ama bu yorumda bahsettiğim harikalık sadece sana olan sevgimden değil. Gerçekten ve gerçekten efsaneci satırlara sahip kitaptan dolayı. Sonuna kadar büyük bir zevk, keyif ve mutlulukla okudum. İlk halini de biliyorum, bunu da da. Ve bu hali canavar gibi olmuş!
Ellerine, emeğine, kalemine, güzel yüreğine ve karakterlerine sağlık. İnşallah diğer kitaplarda da böyle yorumlarla geleceğim! Onların da en kısa zamanda kucağıma gelmesi dileğiyle! Çokçok öpüyorum ki senii! ♥♥

Ve kitabımızın bizlere ulaşması için tüm güzellikleri düşünen ve en iyisini yapmaya çalışan yayınevimiz, yayınevi çalışanlarına da çok ama çok teşekkür ederiz! Serilerin diğer kitaplarında da aynı kaliteyi göreceğimizden adım gibi eminim ben.

1 yorum:

  1. Çok teşekkür ederim
    https://islamguzelahlaktir.blogspot.com/

    YanıtlaSil