J. M. Darhower - GÖZLERİNDEKİ CANAVAR


Bitti... Gerçekten bitti ve evet, ben de bitmiş olabilirim. Naz... Ve ya Ignazio Vitale, her neyse artık... Anlatıldığı ve dillerden düşmediği kadar varmış! Hatta daha fazlası bile olabilir.

Kitaba çok büyük bir beklentiyle başlamıştım. Goodreads'te yapılan yorumlar, verilen yıldızlar, öneriler ve en önemlisi zevkine güvendiğim insanların şiddetli tavsiyeleri beni merakta bırakmaya yetmişti. Zaten doğum günü hediyesi olarak gelen bir kitaptı ve bana da sadece keyfini çıkararak okumak kaldı. Bittiğinde beklentilerimin üzerine çıkılmış, o duvar aşılmıştı bile.



Tam olarak yorumlamaya nereden başlayacağımı bilemiyorum fakat gizemli karakterimiz Ignazio Vitale iyi bir başlangıç olabilir. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda elbette sert, gizemli ve karanlık adamlar vardı fakat onlar gülmez, kahkaha atmaz, samimi bakışlara ev sahipliği yapmazlardı da. Naz bunlardan biri değil. Hatta tanışmalarının ilk zamanlarında bile ''Güzel bir gülüşü vardı; sıcak ama fazla samimi olmayan türden... Gerçekti. Hiçbir zorlama yoktu. Yapmacık değildi.'' diyerek Karissa bu noktaya parmak basıyor. Ve Naz kahkahasına hayran olunabilecek derin gamzeli, samimi adamlardan biri.
Sadece samimi gülüşü de değil, beni Naz'e bağlayan şeylerden biri de düşünceleri oldu. Çok güzel cümleleri vardı mesela. Benim bile aklımda yer edecek, kenara yazmamı sağlayacak cümleler. Asla bakış açısı boş bir karakter değildi. Dinlemesini çok iyi biliyor, karşısındaki kadının kelimelerine değer veriyor ve onu dikkate alıyordu. Yine Karissa'nın cümlelerinden alıntı yapacak olursam ''Bir erkekte çekici bulduğum bir sürü şey vardı ama dinlemesini bilen erkek tamamen farklı bir konumdaydı.'' diyebilirim.

Yukarıda bahsettiğim Naz'di. Peki ya... Vitale? Adamımızın karanlık karakterinin barındığı isim bu. Birliktelikleri esnasında bile hareketlerinden, canını yakmasından ve şefkatten yoksun dokunuşlarından Karisssa bunu anlayabiliyordu. Ignazio Vitale zaten her karakteriyle yumuşaklıktan eser olmayan bir adam olsa da Vitale halini Naz halinden ayırabilmek çok kolaydı.
Kitaptaki cinsel sahneler fazla, yoğun ve sertti. Bazılarına sadece göz gezdirip sahne atlamışlığım da oldu. Fakat kurgusu olan bir kitap olduğu için beni rahatsız etmedi. Bazı yorumlarda 'tecavüz' dendiğini duydum. Karissa o kelimeyi kullandı, evet. Ancak kendisinin rızası dışında hiçbir şeyin gerçekleşmediğini de belirtmek durumdayım. Kimse onu zorlamadı! Orada sarı veya kırmızı demiş olsaydı o eylem gerçekleşmiş olmayacaktı. ''Güvenli kelimeyi unutma,'' cümlesi en başta Karissa'ya söylenmişti. Neyse, bu konuya daha fazla değinmek istemiyorum. *-*

Ve evet, şimdiye kadar da anlaşılacağı üzere bir çiftten bahsediyorum. Naz ve Karissa. Birbirlerini seviyorlar. Büyük bir şans ki, seviyorlar! 

Aralarındaki yaş farkı ilk başlarda benim de gözümde büyüdü ancak kendi kültürümden soyutlanıp başka bir bakış açısıyla baktığımda olağandışı bir şey olmadığını fark ettim. Sonuçta Karissa yetişkin bir bayan, kendi kararlarını verebilecek yaşta. Bu Vitale'yi kendinden yaşça küçük bayanlara ilgi duyan bir adam yapmaz! Bu tarz yorumlar da varmış, şaşırtıcı.

Olaylara pek fazla değinmek istemiyorum ancak birlikte film izlemeleri, yemeğe çıkmaları, Karissa'nın ödevini birlikte yapmaları, alışveriş gibi olaylar aşırı tatlıydı. Büyük bir keyifle okumuştum.
Ödev demişken... Karissa'yı hayattan bezdiren Felsefe dersi... Gözüm o dersten korktu resmen. 'Mutluluk' konulu ödev çalışmalarında kahkaha attığımı hatırlıyorum. Kitap unsurlarından biri de kesinlikle Felsefe!

Gizemli adamımızın bir yerde bizi şaşırtacağı kesinlikle belliydi. Ancak şaşırtmakla da kalmayıp beni şoke etti diyebilirim. Beklemiyordum. Kitabın son 25-30 sayfasını okurken melankolik bir ruh hali içindeydim ve Karissa'nın iç sesi biraz daha konuşsaydı beni ağlatabilirdi. Spoiler vermek istemiyorum ve sadece Vitale'nin cümlelerini bırakıyorum. ''Aşkın zıttı nefret değildir, Karissa. Umarsızlıktır. Sen tutkulu birisin. Aşk ve nefret... Birbirlerinden çok uzak değiller. İkisi de tutku ister, teninin altına işleyerek seni tüketecek birini ister. Ve sen bunu tattın, aşkım. Başka şansın yoktu.''

Anlatımı ve çevirisi gayet güzel, sürükleyici, okuyucuyu asla sıkmayan ve olayların içine kolayca girilebilen bir kitaptı. Karakterlerin aralarında esprili bir dil de vardı ve bunlar yer yer bana kahkaha attırdı, feci eğlendirdi. Altını çizdiğim ve post it'ler yapıştırdığım bolca sahne, replik ve cümleler var. Benim çok sevdiğim kitaplar arasında yerini kolayca aldı.

Daha değinmem gereken olaylar var ancak ikinci kitaptan sonra o konulara değinmek istiyorum. Çünkü benim de merakta olduğum, kafamda daha şekil almamış olan kısımlar ve yerlerine oturması gereken sahneler var. Tüm soru işaretleri giderildiğinde daha sağlıklı ve uzun bir yorum yapabilirim diye umuyorum. Eğer ağır birliktelik sahneleri sizleri rahatsız etmiyorsa kesinlikle alın ve okuyun derim. Benden aldığı puan tabii ki 5!

Yorumumu bitirmeden önce de Karissa ve Vitale'nin romantik düşüncelerinden birkaçını yazmasam olmazdı. *-*

Karissa: ''Aşk; çirkinlikte güzelliği, karanlıkta ışığı görmek demekti ve ışıklar sönükken önümü göremiyor olsam bile orada bana yol gösterecek bir şey olduğunu bilmekti. Aşk; kendini tersyüz etmek, başka birine teslim etmek ve ona güvenmekti... Sana dokunacağına, seninle ilgileneceğine, sana teslim olacağına ama ne olursa olsun ona verdiklerini asla paramparça etmeyeceğine inanmaktı.
Ve onu seviyordum.
Onu deliler gibi seviyordum.''

Ignazio Vitale: ''Birini sevdiğin zaman onun için en iyi olanı istersin... Ama ona âşıksan, onu kendin için istersin. Ve bu ikisi her zaman aynı şey değil. Sırf seni istiyor olmam senin için en iyisi olduğum anlamına gelmez... Değilim. Olmadığımı biliyorum. Bununla barışmak hiç kolay değil. Çünkü gitmene izin vermem, hemen şimdi beni terk etmene izin vermem gerektiğini biliyorum ama bunu yapamıyorum. Yapamam. Bencilim ve sana âşığım. Seni kendime saklamaktan başka hiçbir şey istemiyorum.''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder