Selvi Atıcı - KİMLİKSİZ

(11 Aralık 2014 tarihinde yapılmış bir yorumdur.)


Öncelikle belirtmek isterim ki, hikaye halini internet üzerinden takip eden biri değildim. Kitap çıktıktan sonra gecikmeli olarak alabildim. Şu an pişmanım. Keşke daha yayımlandığı ilk gün elime geçseydi de şimdiye kadar 3-4 kere okumuş olsaydım diye düşünüyorum. Ellerine, emeğine, kelimelerine ve gözlerine sağlık, sevgili yazar! Çok güzel bir serüven, çok ilginç yeni bir dünyaydı.



İlk bölümlerden itibaren başlıyorum...

Giriş bölümünü anlamakta zorluk çekmiştim açıkçası. Kim öldü, kim nereye koşuyor, kim kendini iskeleden atıyor, kim hamile falan derken kafam bir allak bullak olmuştu. Ancak ileriki bölümlerini okuyup, tekrar girişi okuyunca kafamda oturdu.

Derya ve Yalınay... DerYal... Deryal Yiğit.

Şöyle ki, o bambaşka karakteriyle, garip takıntılarıyla, kendi içinde öldüremediği ve hala yaşattığı çocukluğuyla, sert mizacına tezat olarak kullandığı nazik ve kibar ses tonuyla, titizliğiyle ve harika yemek yapma yeteneğiyle tam da sevilesi bir tip. Ciddi anlamda günlerce okulda ''Deryal!'' diye dolaştım. Arkadaşlarım şahitlerimdir. :)

Burcu? İlk bölümlerde bir şeyler karıştırdığına dair içimde oluşan o his her ne kadar yanılmamışsa da, hiçbir zaman ciddi anlamda Burcu'ya kızamadım. Ogün'ün işe karışmasıyla şaşırmış olsam da öfke duygusundan çok  Burcu'ya bir acıma hissettiğim kesin bir gerçektir tabii. O durumdaki her insanın aynı şeyi yapacağına eminim ben.

Karşılaşmaları, ilk görüşmeleri falan filan fasa fiso. Benim için kitap, 200. sayfasından sonra başladı. Deryal'in hislerini anlayışı, Burcu'yu da kendi dünyasına katışı, bambaşka biri haline dönüşmesi ve bir nevi içindeki Deryal'i bulması... Hepsini okumak ayrı bir zevkti.
Kitabı elimden fırlatma isteğiyle dolduğumda bir gerçek tabii. Resimlerin Deryal'in eline geçişinden sonrası... İlk baştaki o sakinliği, sonrasında ''Bu nasıl geçecek lan?'' diye bağırıp ofisi dağıtması... Hele ki, evde Burcu'yla birlikte yaşanılanlar... Ciddi anlamda boğazıma oturan bir yumru sonrası. Burcu'nun o çırpınışlarına ve Deryal'in çaresizliğine şahit olmak apayrıydı. O yıkım, o hiçlik duygusu... İliklerimi titretti diyebilirim.

Ve kitabın heyecanı daha da arttı. Ogün'ün Burcu'yu hapsetmesi, Deryal'in kurtarmaya gelişi, Filiz'in yıkılmış görüntüsü, Adem'in sayesinde çıkan kavga falan derken, soluğum tutulu bir şekilde sayfalar ilerledi.

Ardından Deryal beyimiz kurşunları göğüsledi.

Sonrası zaten benim için ayrı bir olay. O sahneleri okulda okudum ve cidden mahvolmuş bir halim vardı. Burcu'suz Deryal ve ya Deryal'siz Burcu? 'Aman Allah korusun,' tepkisini hak ediyordu açıkçası. Ama her şeye rağmen, bu anlar sayesinde tanıdık Deryal'in tüm yüzlerini. Bana tek artısı buydu yani.

Ayrı kalamadılar. Burcu'nun ''Gitme, seni seviyorum,''undan sonra, ki kendisine en çok hayranlık duyduğum yerlerden biridir burası, tekrar bir şeylere başladılar. Evlendiler, sorunlarının üstesinden  beraberce, sevgileri ve aşkları sayesinde geldiler. Bunlar çok özel anlardı. Bu yüce duygunun 'yüceliğini' bir kez daha bana anlatan eşsiz kitaplarımdan biri oldu Kimliksiz. Neyse. Adem ile Şirin'in düğününden sonra işler hepten rayına oturdu zaten.

Ve hamile Burcu... Ay çok sevimli, çok tatlı, çok şapşirik bir anne adayı ama! Resmen kıkır kıkır kıkırdadım okurken. Az pişmiş biftek üzerine kremalı hardal. Bunu kaldıracak mide var mıdır cidden? Daha sonra 'kapılara sığmayacağım' diye dertlenir. Cık cık cık. Olmaz böyle. :))

Ve İhsan amca'nın emaneti. Ah o emanet hikayeyi ve mektupları akmaya hazır gözyaşlarıyla okudum. Böyle bir ailesi olduğunu öğrenen Deryal'in sevincini en içimde ben de hissettim. Başkaydı. Çok güzeldi.

Son kısımlar yaklaştıkça bana kitap yetmedi ama. Bir o kadar daha olsa okurdum yani. Bana son sahneler çok kısa geldi. :)

Tadı damağımda kaldı derler ya hani, aynen de öyle oldu. Tekrar ve tekrar ellerine sağlık Selvi abla! Diğer kitaplarını da istiyor ve bekliyorum. Kocaman sevgiler. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder