Shannon Stacey - KÜÇÜK BİR AŞK HİKÂYESİ




Kitabı bu yaz gittiğim bir tatil yerinden, gözüme takıldığı için almıştım. Daha önce ismini duymuşluğum veya herhangi bir beklentim de yoktu yani. Çok etkilendiğim bir kitaptan sonra çerez olarak araya sokuşturdum ve gecenin saat 1’inde okumaya başladım.

Sabah dört buçuğa kadar aralıksız okumuş olsam da duygu aktarımından ziyade olay ağırlıklı bir kitaptı. Ben yoğun duygular hatta fazlaca betimleme seven biriyim. ‘Olmazsa okumam’ demiyorum tabii ki ancak bir kez elimden bıraktığımda da bir daha okuyasım gelmiyor bu türleri. İlk akşam 275 sayfasını okudum ve gerisini de bugün elime alıp bitirebildim. Haftalar sonra.

Olaylar gayet hoştu. Kurgu genel olarak güzeldi. Karakterlerin her biri bambaşka kişilikte ve yerine göre eğlenceli, yerine göre duygusaldı. Hepsinin yaşadığı olaylardan ders çıkarılması gerekiyordu ve benim beğenmemi sağlayan unsur da tam olarak bu oldu. Evet, anlatımda duygu ön planda değildi fakat ders çıkardım. Bazı fikirlerimi kesinleştirmemi sağladı ve yaşadığım olaylara tekrar göz atmam gerektiğini hatırlattı. Bir günde kolayca bitebilecek (yazı puntosu büyük, kısa bir romandı) ve bir şey kaybetmeyeceğiniz, dikkatli okursanız belki kazançlı çıkabileceğinize inandığım çerez bir kitap. Bence.

 

Joe ve Kari lisede birbirlerini çok seven bir çiftler. Ancak Kari kariyeri için şehri ve sevgilisini bir nevi terk ederek kariyeri üzerine kurulu bir hayata başlıyor. Yirmi yıl. Dile kolay yirmi yıl boyunca görüşmüyorlar ve ikisi de kendi hayatına bakıyor. Tabii Joe ilk zamanlar ağır depresyon içerisinde. İçiyor, evinden çıkmıyor, sarhoş oluyor, kendini romanlarını yazmaya adıyor falan. Kardeşinin burnunu kırdığı zaman da içkiyi tamamen bırakıp kitaplarına odaklanıyor. Kari ise ünlü bir dergide editör ve yıllar içinde kendini oldukça yükseltiyor. Tabii yolları kesişecek ya, sırlarla dolu, merak edilen, medyadan her daim uzak ve sevilen yazar Joe ile geçmişi olduğu öğreniliyor.  Derginin sahibi Kari’yi röportaj yapmak zorunda bırakıyor. Ya röportaj yapacak, ya da yıllarını verdiği işten kovulacak. Hangisini seçtiğini tahmin etmek çok zor değil, değil mi?

Ülkenin diğer ucuna gidiyor ve soru-cevap amaçlı bir yemek yiyorlar. Benim hüzünlendiğim ilk sahneler bunlardı. Ve Joe, eğer röportaj yapmak istiyorsa kendisi ve ailesiyle iki haftalık kampa katılması gerektiğini söylüyor. Başka açık kapı da bırakmıyor. Fakat sorun şu ki yıllar önce terk ettiği insanların bir kısmı da Joe’nin ailesi. Oğullarını parçalayan bir kadına nasıl davranacaklar? Kendilerini inciten kadına ne kadar samimi ve iyi davranabilirler? Kari bu soruların bilinmezliğini de sırtlanarak teklifi kabul ediyor…
Hikâye burada başlıyor.

Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim. Kitabın sonuna doğru da hüzünlediğim, güldüğüm ve hoşuma giden kısımlar olmuş, tüm olaylar kafamda oturmuştu. Başta da dediğim gibi, çerezlik kitap arıyorsanız iyi bir seçim olabilir. Benden aldığı puan… 3!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder