SEN - Selvi Atıcı



Merhabalar! Keyifleriniz nasıl? Ben az önce SEN'i bitirdim ve Sü'ye hayran olmuş durumdayım. ^.^ (2 Mart 2016)

Kendime inanamıyorum resmen. Kitap 8 aydır elimdeydi fakat neden bilmiyorum okumak bugüne kadar aksadı. Gitme bittiği gibi de Sen'e başladım zaten. En azından bu konuda iyi yapmışım! Biraz daha ertelenseydi vicdan azabı çekecektim. -,-

Sen, başlı başına farklı. Cidden. Ana karakterlerden biri olan Sü -yani Süheyla- 7 yaşından beri her türlü dövüş sanatında belli bir seviyeye gelmiş, 28 yaşında bir kadın. Çıtkırıldım, utanıp kızaran, çekingen ve sessiz sakin biri değil. Bu söylenenlerin tam tersi hatta. Öyle sivri bir dili var ki okurken şok oldum. Kadının zekası hayran olunası. Tabii hayranlık uyandıran sadece zekası değil. Sü... Çok güçlü. Gerçekten. Duygularını saklama ve ifadesiz, kayıtsız kalabilme konusunda o kadar usta ki insan onun gibi olmak istiyor. Ayaklarının yere bu kadar sağlam basışı beni çok etkiledi. Acı çekse de mutlu olsa da dışarıdan bakıldığında Sü aynı Sü. Başına gelenleri ben yaşasam büyük ihtimalle bir köşeye kıvrılıp ölmeyi bekler ve o zamana kadar da depresyon halinden çıkamazdım. İntikam uğruna gittiği yolda, tüm hislerini ayağa kaldıracak bir adamla tanışmasaydı, kitabın sonunda muhtemelen ölü olurdu. Ayrıca her kitapta anlatılan güzeller güzeli kadınlardan biri de değil Sü. Seksi ve fiziğiyle dikkat çekici bir kadın, evet ama Demir bile onu tanıyana kadar güzel bulmadı. Beni en etkileyen kısımlardan biri de tam olarak buydu elbette. Bir insanın sevdiği kişiyi ne kadar güzel ve özel görebildiğinin en güzel kanıtlarından biriydi.

Demir yıllarca kendi dört duvarının arasında yaşamış bir adam. O savaşmak yerine pes etmiş gibi geldi bana. Veya ettiği yemine ne uğruna olursa olsun bağlı kalması bir erdemdir? Tam karar veremiyorum ama Demir'de bu konuda tam olmayan, beni kızdıran bir şeyler vardı. Gerçi... Ona da kızamıyor ki insan, yahu! O kadar flörtöz, tuttuğunu koparmaya çalışan ve baş belası ki bir süre sonra çok sempatik ve tatlı gelmeye başlıyor. Ve tuttuğunu koparma konusunda cidden çok çalışıyor. *-* Sü'nün, onun hayatındaki en büyük şans olduğunu düşünüyorum direk. Kendisi de zaten bu şansı değerlendirmek için az duvara tırmanmıyor. 

Karakterlerin ikisi de ciddi anlamda yaralı ve hayatlarındaki acılarla bir şekilde boğuşuyorlar. Farklı yöntemlerle, farklı ifadelerle. Ama bu anlara şahit olmak insanın içinde bir yere çok güzel dokunuyor. Okurken boğazımın düğümlendiği, gözlerimin dolduğu bir geçmişleri var. Demir ve Sü'nün ilişkileri de hiç normal değil ve bu her anlarına yansımaktan çekinmiyor. O kadar iniş ve çıkış var ki onlara "iyi" ya da "kötü" demek olanaksız. Sadece akışına bırakıp ikisinin arasına karışmak en güzeli. Demir her ".., kadın!" dediğinde benim gibi kocaman sırıtmaya başlamaksa daha da en güzeli.

Aralarındaki diyaloglar, espriler ve konuşmalar öyle zekice ve ince ki! Beni ciddi anlamda kahkahalara boğdu. Hele de Sü'nün o sivri dili... Bir ara kitabın başında saygıyla eğilip Sü'ye "Helal olsun, kadın!" demek istedim. Normalde romantik kadın, yontulmamış erkek okumaya alışkınsanız Sen sizi baya şoke edecektir. Roller değişmiş mi sanki?

Kitap boyunca süren bir merak, bir heyecan, 'Acaba olay nasıl sonuçlanacak?' hissi içimi kıpır kıpır etti. Nefesimi tutup soluksuz okuduğum o aksiyonlu, acı verici sahneler kalbimin ritmini hızlandırdı. Tam derin bir soluk almaya kalkacakken korkuyla tekrar düşünüyorsunuz. Her şeyin hallolduğu kesin mi?

Ben gerçekten Sen'i okumaktan çok büyük bir keyif aldım. Keşke daha önce okusaymışım diyor olabilirim ama bu aralar böyle lezzetli kitaplara ihtiyacım vardı ve çok iyi geldi. Eğer orada burada eline muşta alıp saçma sapan hareketler yapan birini görürseniz merak etmeyin, o Sü değil, benimdir. Sü o kadar mantıksız biri değil sonuçta. :D Her yorumda belirtmekten çekinmeyeceğim şeyi ekliyor ve Selvi ablanın diğer kitaplarını büyük bir merakla beklediğimi söylüyorum. O güzel kaleminle etkiliyorsun bizi, kadın! ^.^

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder